Geçenlerde üzerine düşünüyordum; çoğumuzun hayatında o anlardan en az bir tane vardır. İşler ters gitmeye başladığında, kontrolü kaybettiğimizi hissettiğimizde ilk refleksimiz hemen “frene asılmak” oluyor.
Sanıyoruz ki durursak her şey düzelecek. Oysa hızla giden bir araçta, yanlış yerde ve zamansız basılan o sert fren, bizi durdurmaz; aksine savrulmamızı ve çöküşü hızlandırır.
Burada asıl mesele, elimizdeki neşteri nasıl kullandığımız.
Hepimizin içinde bir kasap bir de cerrah var.
Kriz anı geldiğinde içimizdeki kasap bağırıyor: “Kes at, kurtul! Maliyeti kes, projeyi iptal et, insanları çıkar…” Kasap sadece kesmeye odaklanır, çünkü işi budur. Kısa vadede alanı temizler ama geride bir bütün bırakmaz.
Ama cerrah öyle mi?
O da keser, o da müdahale eder. Ama onun amacı yok etmek değil, yaşatmaktır. Nereye dokunacağını, hangi damarı koruyacağını, neyin feda edilip neyin ayağa kaldırılacağını bilir.
İş hayatında veya özel yaşantımızda bir krizle karşılaştığımızda durup kendimize şunu sormalıyız:
“Şu an bir kasap gibi mi davranıyorum, yoksa bir cerrah hassasiyetiyle mi yaklaşıyorum?”
Sadece kesip atmak kolaydır. Zor olan, sistemi yaşatacak o kritik müdahaleyi yapacak soğukkanlılığı korumaktır.
Siz bugün o neşteri hangisi gibi kullanıyorsunuz? Yaşatmak için mi, yoksa sadece kesmek için mi?




