Bunu iş hayatında en net şu noktada görüyorum:
Derin Akademi ile yaptığımız çalışmalarda, çok çalışanla, daha az katkı sağlayanı aynı şekilde ödüllendirdiğinizde…
iyi niyetli görünürsünüz ama aslında haksızlık yaparsınız.
Şirketlerde herkes aynı tempoda çalışmıyor.
Aynı sorumluluğu almıyor.
Aynı riski taşımıyor.
Bazı ekipler akşamı gündüzüne katıyor,
bazıları kritik kararların yükünü omuzluyor,
bazıları da şirketi birkaç yıl sonrasına taşıyacak işleri bugünden üstleniyor.
İşte tam bu noktada bir şey netleşiyor:
Emeği ve katkıyı adil şekilde ayırt edebilmek için ölçmek zorundasınız.
Sezgiyle, “bence”lerle veya sadece kıdeme bakarak adalet sağlanmıyor.
Herkese aynı hakları vermek kolay.
Zor olan, performansı doğru tanımlayan ve ölçen sistemlerle adil olmak.
İK tarafında da iş tam olarak burada başlıyor.
Performansı gerçekten ayırt edebilen bir performans yönetimi uygulaması yoksa,
ödüllendirme “eşit” oluyor ama “adil” olmuyor.
Sonuç da hep aynı:
Çok çalışan yavaşlıyor, az çalışan konfor alanına yerleşiyor.
Benim için liderlik;
herkese aynı davranmak değil,
herkesin verdiği emeğin karşılığını gözetebilmektir.

Çünkü sürdürülebilir başarı, eşitlikten değil, adaletten doğuyor.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir